|
|
 |
|
RUMELİ VE YEMEK KÜLTÜRÜ
Yöreler tanıtılırken yemek kültürlerinin de
ayrı bir yeri olduğunu görürüz. Çünkü; yemekleri yansıtır o yörenin gelenek göreneğini... Çünkü; yemekleri anlatır o yörenin örf adet ve ananelerini...
Çünkü; yemeklerdir haykıran tüm dünyaya o yörenin kimliğini, milliyetini... Ve; o yöreye özgüdür her zaman yenilip içilenler, kültürden içine tat olsun
diye birikimlerin katılıp, yaşanılanlarla harmanlanıp, sofralara sunulanlar...
Her ne kadar son yıllarda yeme alışkanlıklarımız gün geçtikçe değişiyor olsa da; bugün yer sofralarına bağdaş kurup da, soğanı kırarak, ekmeği banarak, yeme alışkanlıklarımız yerini modern yemek kültürüne bırakıyor olsa da, yine bir kültürdür yemek... Bir neslin, bir milletin alışkanlıklarının ve birikimlerinin kültüre yansımasıdır. Günümüz insanı bugün "fast food" denilen hızlı yiyecek
türlerinin esiri haline geliyor olsa da eski tatların, bizim tatlarımızın yerinin bir başka olduğunu düşünüyorum dostlar... Hele hele dünyanın sayılı mutfakları arasında yer alan Türk Mutfağı, dünyaca ünlü üç mutfak arasında olma özelliğini koruyorsa...
Bizler kendi damak zevkimizden gün geçtikçe
uzaklaşmaya başlıyoruz ne yazık ki. Şöyle dört dörtlük bir "Hünkâr Beğendi"nin, terbiyeli bir kağıt kebabın, ustasının elinden çıkmış bir hamur işinin yerini, bir
"Hamburger" tabi ki tutamayacaktır. Ancak hızlı yaşıyor oluşumuz, bizleri hızlı yemeye de zorlar oldu. Özellikle son yıllarda halkımızın bir insanın yapabileceği iş miktarından çok fazlasını
yapmaya çalışması ve daha çok kazanç elde etme hırsı bizleri damak zevkimizden de uzaklaştırmaya başladı.
Madem ki çok enerji harcayan işlerde çalışıyoruz, bol enerji veren yemeklerimizi de yemeli, hem kültürümüzü yaşatırken hem de gelecek kuşaklara da damak zevkimizi
aşılamalıyız diye düşünüyorum. Yemek; asırlardır kültürü ve yaşamı biçimlendirmiştir.
Asırların birikiminin bir yansımasıdır sofralarımız.......
KAÇAMAK
Derin bir tencereye yarıya kadar su doldurulur.Su kaynamağa başlayınca üzerine tencerenın dolmasına 1-2 parmak kalana kadar mısır unu doldurulur.Üzeri düzlenir.Kaynamaya başlayan su düzenlenen üst kısımda çatlaklar meydana getirmege başladığı anda kaçamarka(karıştırma
için kullanılan genelde kızılcık ağacından yapılan 60-70 cm boyunda 2-3 cm çapında olan sopa) ile suyun üstlere kadar kaynamasını saglamak için 5-6 adet delik açılır.Kaynama esnasında yeteri kadar tuz atılır.Kısık ateşte su bitene kadar kaynatmaga devam edilir.Kaynama ile mısır ununun tamamı ıslanıp suyun koyulaştığı ve bitmege başladığı anda ateşten alınan tencere yere konur etrafı bezle izole edilip ayak aralarına sıkıştırılarak kaçamarka ile ara vermeden seri bir şekilde çok koyu bir hamur halini alana kadar karıştırılır.
Tercihe göre bir kısmı yoğurt veya pekmez ile yemek için kaşıkla lokmalar halinde bir tepsi içine dizilip soğumaya bırakılır.Kavurmalı yapılacaksa sıcak tencerede bırakılan bir kısım kaçamagın içine kavurma doğranır,dağılana kadar karıştırmaga devam edilir.Sıcak servis yapılır.
LUTUKA
MALZEMELER (5 kişilik)
1,5 kg patlıcan, ½ kg çarliston biber, 1 kg domates, 1 çay bardağı zeytinyağı, 1 çay bardağı sirke, 1 demet maydanoz, 1 baş ezilmiş sarımsak.
Patlıcan, biber ve domatesler ateşte közlenir. Kabukları soyulup bir kap içine küçük küçük doğranır. Domateslerin suyunun kalmaması için kısa bir süre ateşte kavrulması iyi olur. Domatesin pişirilmesi sırasında içine ezilmiş sarımsak ilave edilir.
Karışımın pişmesinden sonra ayrı bir kapta doğranmış olan patlıcan ve biberlerin içine bu domates karışımı ilave edilir. Üzerlerine maydanoz ilave edilip servis tabağına alınır.
|
|
BAL KABAKLI BÖREK
Malzemeler
750 gr. bal kabağı
1 kg.yufka
5 yumurta
1,5 su bardağı toz şeker
1 su bardağı sıvı yağ
1,5 su bardağı toz şeker
bir fıske tuz
2 su bardagı süt
Yapılışı
Bal kabaklarını ayıklayıp yıkadıktan sonra rendeleyiniz,bir fıske tuz,1,5 bardak seker ,4 yumurta ve 1/4
bardak sıvı yagı,1,5 su bardağı sütü ekleyiniz.Sulu bir karışım elde
edeceksiniz. Ayrı bir kaba 1/2 bardak süt 3/4 kalan yagımızı da ekleyerek karıştıralım.
Derin bir tepsiyi yaglayıp dizdiğimiz yufkaların aralarına yag süt karışımını sürerek ikiye ayırdıgımız kabaklı içi döşeyelim.en üstüne de 1 yumurtanın sarısı ve kalan yag süt
karışımını sürelim.175 derecede ısıttıgımız fırında 10 dk kadar yüksek ısıda
daha sonra 150 derecede üzeri kızarana kadar pişirelim.Pistikten sonra en az
3 saat kadar dinlendirip servis yapabilirsiniz.
GURNİK
Malzemeler:
1 kg. Ispanak
2 orta boy kuru soğan
2 yumurta
1 tatlı kaşığı tuz
1 çay fincanı bulgur
1 yemek kaşığı kuru nane
250 gram nor
1 kg. buğday unu
1 kahve fincanı sıvı yağ
Yapılışı:
Ispanaklar tuzla ovularak, içine küçük küçük doğranmış
kuru soğan, yumurta, önceden ıslatılmış bulgur, nane
ve nor iâve edilerek iyice harmanlanır.
Başka bir yerde, buğday ununa ılık su ve tuz ilâve
edilerek bulamaç haline gelene kadar karıştırılır.
Un ve sudan elde edilen karışımın yarısı sıvı yağ ile
önceden yağlanmış tepsiye dökülür, diğer yarısı da
araya konan ıspanaklı karışımın üzerine dökülür ve
kızgın fırında yarım saat pişirilir.
SÜTLÜ BİBER-NORLU BİBER(KATIK)
2 KG yaglı süt
2 yemek kaşığı maya icin yoğurt
1/2 kg kadar dogranmış biber
Sütü mayalayacağımız tencerede kaynatalım.Yıkayıp ayıkladığımız biberleri
arzunuza göre kıyalım.Biber her çeşıt olabilir.Hatta sarı yeşil ve kırmızı
karışık kullanabilirsiniz.
sütümüz kaynadığında ocagı kapatıp kıydıgımız biberleri tencerenin içine
atalaım ve kapagını kapatalım.Süt mayalanacak kıvama(kucuk parmagınızı
yakmayacak kadar)geldiği zaman içinceki biberlerle beraber
mayalayalım.Yogurt oldugunda bırkaç saat bekletıp bir torbada süzelım. Kahvaltılarda tabagınızda zeytınyagı katı yumurta ile birlikte servis edilebilir.
KAYMAKÇINA:
Yeni dogum yapan ineklerin ilk bir kaç günü sağılan sütü seker karisimi ile tepsiye konulup firina verilir.Fırında piştikten sonra dilim dilim kesilip servis yapılır.İneğimiz buzagıladı müjde kabilinden komşularada dagıtılan bir tatlı türürdür
Pomak Pastırması
Buzdolabının olmadığı zamanlarda tuzda kurutulan genelde kemikli koyun, kuzu eti.Evin sinek girmeyen ışık almayan bölümlerinde saklanır. Genelde kuru fasulye, mercemek mısır çorbası gibi yemeklerde kullanir, yemeklere cok lezetli koku verir. Genelde Harman sonu hazırlanır ve kis mevsimi boyunca kullanılır.
|
|
|
MAGLUBE
Maklube (4 Kişilik)
Malzemeler:
750 gram kuşbaşı et
2 su bardağı pirinç
3 su bardağı sıcak su
3-4 adet orta boy patates,
1 çay bardağı konserve bezelye,
1 adet orta boy havuç,
tuz, karabiber,
1 çorba kaşığı tereyağı veya margarin
Pilav için:
2 su bardağı pirinç
3 su bardağı sıcak su
Yarım su bardağı mısırözü yağı,
Tuz
Patatesleri kızartmak için:
1 su bardağı sıvı yağ,
1 adet et suyu tableti (arzuya göre)
HAZIRLANIŞI :
Pirinci sıcak tuzlu suda 15-20 dakika bekletelim.
a- Etleri düdüklü tencereye alalım. Üzerine biraz çıkacak kadar sıcak su ekleyelim. Orta hararetli ateşte haşlayalım. Etler yumuşadığında içine tereyağını, tuzu ve karabiberi ekleyip, 5 dakika daha pişirelim. Konserve bezelyeleri ve haşlayıp, küp küp doğradığımız havucu ekleyip, yayvan bir tencereye yerleştirelim.
b- Patatesleri yarım parmak kalınlığında yuvarlak dilimler halinde keselim. Kızgın sıvı yağda yarı yarıya pişecek şekilde kızartalım. Etlerin üzerine bir sıra patates döşeyelim. Arzuya göre tencerenin kenarlarına da bir sıra patatesi dik olarak yerleştirelim.
c- Pirinçlerin suyunu süzüp, nişastası gidene dek birkaç su yıkayalım. Sularını süzelim. Ayrı bir tencereye sıvı yağı alıp, kızdıralım. Pirinçleri şeffaflaşana dek kavuralım. Kavrulan pirinçleri yayvan tenceredeki patateslerin üzerine yayalım. 3 su bardağı sıcak suya arzuya göre 1 et suyu tabletini ve yeterince tuzu ilave edip, karıştıralım. Et suyu eridiğinde tencerenin kenarından yavaşça suyu boşaltalım. Tencerenin kapağını örtüp, ağır ateşte pirinçler suyunu çekip, üzeri göz göz olana dek pişirelim. Ateşten alıp, tencerenin üzerine temiz bir bez örterek 15 dakika demlenmeye bırakalım. Tencereyi düz bir servis tabağına ters çevirerek yemeğimizin şeklini bozmadan özenle çıkartalım
KOLAY KAÇAMAK
MALZEMELER (6 kişilik)
8 su bardağı su, Aldığı kadar mısır unu, 20 gr tereyağı, Tuz,
Üzeri için: Lor peyniri
Suyu bir tencereye alıp kaynatın. Tuzunu ekleyip karıştırın. Mısır ununu azar azar eklerken tahta kaşıkla sürekli karıştırın. Kek hamuru kıvamına gelince tahta kaşığı 2-3 yerine batırıp 1 dakika daha pişirerek suyunu çektirin. Katılaşınca ocaktan alıp tepsiye boşaltın.
Tereyağını bir tavada kızdırıp üzerine gezdirin. Tahta kaşıkla yedirerek iyice karıştırın. Kaşığın sırtı ile üzerini düzeltin. Lor peyniri serpiştirip sıcak olarak servis yapın.
DAMAT PAÇASI
MALZEMELER (6 kişilik)
1 adet tavuk göğsü, 2 kaşık margarin, 3 çorba kaşığı yoğurt, 3 diş sarımsak, 2 adet yumurta sarısı, 3 çorba kaşığı un, 2 çay kaşığı tuz, 3 adet hazır yufka, 2 kaşık sirke.
Tavuk eti ince ince ve küçük parçalar şeklinde doğranır, bir kap içinde ateşte bir miktar su ile haşlanır. Yufka parçalara ayrılarak bir tepsiye dizilir ve çok kısa bir süre fırında kızartılır. Fırından alınan yufkaların üzerine 1 bardak tavuk suyu dökülür ve yumuşamaları için 5 dakika tekrar ısınmış fırına konulup bekletilir. Fırından alınan yufkaların üzerine haşlanmış tavuk parçaları dizilir. Ayrı bir kapta, tavuk etinden elde edilen tavuk suyu, margarin, ezilmiş sarımsak, yoğurt, yumurta sarısı ve un mikserle çırpılır. Ardından bir süre ateşte pişirilir. Ateşten alınan karışıma sirke ilave edilir ve karıştırılır. Hazırlanan bu sos tavuklu yufkaların üzerine dökülür. İstenirse üzerine kızdırılmış tereyağ ve pul biber karışımı eklenebilir.
CİĞER SARMA
MALZEMELER (5 kişilik)
1 takım kuzu ciğeri, 1 adet kuzu gömleği (iç yağlı kısmı), 1 su bardağı pirinç, yeterince sıvı yağ, 1 adet yumurta sarısı, 1 demet maydanoz, 2 çorba kaşığı nane, 5-6 adet taze soğan, 2 çay kaşığı tuz, 1 çay kaşığı karabiber, 1 bardak su.
Ciğerin tamamı küçük küçük doğranır. Taze soğan ile birlikte kavrulur ve pirinç ilave edilir. Kavrulmasına devam edilen karışımın içine nane, tuz, karabiber ve bir miktar su ilave edilir. Ateş kısılarak bir süre daha pişirilmeye devam edilir.
Diğer tarafta kuzu ciğeri gömleğinin ılık suda açılması sağlanır. Açılan gömlek küçük parçalara ayrılır. Her parça düzgün sarılması için küçük bir kase içine yerleştirilerek, hazırlanan karışım içine konulur. Tüm parçalar doldurulduktan sonra bir tepsi yağlanır ve bunun içine yerleştirilir.
Yumurta çırpılarak bu parçaların üzerine sürülür. Bir bardak su da ilave edilip, orta sıcaklıktaki bir fırında bir süre pişirilir. Üzeri kızardıktan sonra fırından alınıp servis yapılır.
PREŞA
Malzemeler:
3 yumurta
2 pırasa
Bir su bardağı süt
Bir tatlı kaşığı tuz
Mısır unu
Yapılışı:
Yumurtalar bir kabın içinde çırpıldıktan sonra, süt ve tuz ilave edilir. Bulamaç haline gelene kadar da, bu karışıma mısır unu ilave edilir. Son olarak, doğranmış pırasalar da katıldıktan sonra, bu
karışım önceden yağlanmış orta boy bir tepsiye
dökülüp, kızgın fırında pişirilir. Sade veya yoğurt ile servis yapılır.
POMAK BÖREĞİ
PRAZENİKA
MALZEME:
Yufka 1kg
Pırasa 3adet
Bulgur 1kg
Sıvıyağ 200 gr
Süt 1fincan
Yoğurt Yumurta Salça Karabiber
YAPILIŞI:
Pırasa ayıklanır piyaz şeklinde doğranır. Bir miktar yağda sote edilir, yıkanmış bulguru da ilave edip tuz karabiber eklendikten sonra yarım su bardağı suyla bir çorba kaşığı salça eklenir, demlenmeye bırakılır. Orta boy bir tepsinin dibi hafif yağlanır yufka serilir süt yumurta ve yoğurt ve sıvıyağdan hazırlanan karışımı gezdirin, tekrar bir yufka tekrar sos dökülür, demlenen pırasalı bulgurumuzu yufkaların ortasına yaydıktan sonra sırasıyla yufka sos olmak üzere yufka bitene kadar işlem tekrarlanır. Kalan sosun tamamı da böreğimizin üzerine döktükten sonra 180 derece ayarlı fırınımızda 20 dk pişirilir, pişme işlemi bittikten sonra böreğimizin üst kısmının yumuşak kalması için damla şeklinde su serpiştirilir
Kuzu Ceverme....
İyi bir çeverme mutlaka bi kuzu olmalı.Ceverme kazığına takılan kuzunun icinede resilka denilen ; hayvanin akciger,karaciğer ve yüreginin kuşbaşı doğranıp , pirinç ve karabiber ile harmanlanarak hazirlanan bi karisim doldurulup dikilir. Hazırlanan çeverme ateşinde üzeri arada bir kuyruk yağı ile yağlanarak yavaş yavaş kızartılarak pişirilir .Pişirme işlemi evlerde tepsi içinde fırınlarda da yapılabilir
|
|
|
|
|
KÜLTÜR ve AİLE
Rumeli nin Türk Yurdu hâline gelmesi, Osmanlı Devleti'nin, 1356'da bölgeye gelmesiyle başlar. 1372 yılına gelindiğinde Rumeli fethedilmişti. Bölgeye Anadolu dan getirilen Türk aileler yerleştirildi,yerli halktan da kendi istekleriyle, herhangi bir baskı söz konusu olmaksızın İslâmiyet'i kabul edenler, Türk kültürünü benimseyenler oldu. Toprakların bir kısmı Osmanlı Ordusu'nun gazilerine mülk olarak verildi. Osmanlı yönetimi, bölgeye yerleştirilen Türkler ve İslâmiyet'le sonradan şereflenen yerli halk elbirliği Rumeli yi kısa zamanda camiler, medreseler, kervansaraylar gibi Türk-İslâm kültürünün üstün mimari eserleriyle donattılar.
Rumeli ne yerleşen Anadolu Türklerinin 3 Mart 1878 Ayastefanos Antlaşması ile huzuru bozuldu, 24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Antlaşması ile dönüş başladı. Anadolu dan Rumeli ye 1372 lerde KONYA Karamandan Kuman-Peçenekler soyundan geldiğini varsaydığımız atalarımızın 550 yıl yaşadıkları Rumelinde topraklarını ve mallarını bırakıp, mübadele ile Anadolu ya geri göçü başladı.Köyümüzde yaşayanlar da bu mübadele yıllarında SELANİK ili DRAMA ilçesinin ILICA-HALIKÖY-HIDIRKÖY-ORTAKÖY köylerinden gelip Evrencik Köyüne yerleşmişler.
Genelde Türk topluluklarında olduğu gibi, Köyümüzde de ailenin önemi büyüktür. Aileye verilen bu önem, günümüzde biraz zayıflasa da, temelde bir değişikliğe uğramamıştır. Gelenek ve göreneklerine bağlı toplumumuzda aile kutsal bir kurumdur. Toplumu ayakta tuttuğuna inanılan ailenin oluşumu da bazı gelenekler ve göreneklerin uygulanması ile oluşur.
KIZ İSTEME
Ailenin oluşumu, oğlan tarafının kız istemesi ile başlamaktadır. Eski yıllarda oğlan ve kız birbirlerini göremiyorlardı. Şimdi bunun tam tersi yaşanmaktadır. Oğlan ve kız özgür iradeleriyle yuva kurmaktadırlar. Kızın istenmesinden önce her iki taraf da birbirlerinin aile durumlarını soruştururlar. Bu araştırma-soruşturma işlemi, genelde, köyün saygın kişileri ve akrabalar vasıtasıyla olmaktadır. Karşılıklı soruşturmalardan sonra, eğer karar verilmişse, oğlan tarafı kız tarafına dünür gönderir. Kız istemeye gidecek olan insanlar, köyde yaşayan dürüst ve sözü dinlenen kişilerden seçilir. Kadın veya erkek olmasında da bir sorun yaşanmamakla birlikte, genellikle erkek gönderilmektedir. Kız istemeye giden kişilere Dünürcü denmektedir. Dünürcüler, genelde, Pazartesi ve Perşembe akşamları gönderilir. Kız evine giden dünürcüleri, kızın babası ve annesi karşılar ve evin en güzel odalasına alırlar. Kız daha sonra dünürcülerin yanına gelmektedir. Karşılıklı olarak hal-hatır sormalardan sonra, istenen kız kahve getirmek üzere odadan uzaklaşır. Bu arada, kahveler gelinceye kadar değişik güncel konulardan sohbetler açılır. Kız kahveleri getirir. Eğer oğlanda gözü varsa ve onunla yuva kurmak istiyorsa, kahveyi tatlı yapar. Eğer oğlanı beğenmiyorsa kahve tamamen şekersiz yapılmaktadır. Bu gerçekte çok kritik bir andır. Kahve şekersiz dahi olsa, dünürcüler bunu ses çıkarmadan ve hiç belli etmeden içmek zorundadırlar. Kahveler içildikten sonra asıl konuya geçilir. Dünürcülerden sözcü olanı genelde ailenin büyüğü olur. Allahın emriyle Peygamberin kavliyle kızınızı istemeye geldik der, böylece konu açılmış olur. Oğlan tarafı kendi tarafının durumunu ve oğlanın durumunu anlatır. Kız tarafı ise bütün bunları dinler. İlk defa gelen dünürcülere kesinlikle bir cevap verilmez. Kız, verilmeyecek dahi olsada , gene gelin denir. Dünürcüler kız istemeye gittiklerinde, beraberlerinde herhangi bir şey götürmezler. Birinci defada cevap vermeyen kız tarafı, oğlan tarafını iyiden iyiye soruşturur. Dünürcüler ikinci defa gelir. Konu artık bilinmektedir. İkincide de cevap verilmez ve gene gelin denir. Fakat, kız verilecekse, ailenin tutumunda bazı yumuşamalar göze çarpmaktadır. Dünürcüler, nihayet üçüncü defa gelirler,ve kız üçüncü gelişte verilir.
Kız eğer verilmişse, kahve faslından sonra, gelin gidecek kız, bir tabla içinde gelen dünürcülere havlu hediye eder.. Kız tarafı, kızın verildiğinin bir işareti olarak, dünürcülere, oğlan tarafına götürülmek üzere, giyim eşyası ve tatlı gönderirler. Aradan bir iki gün geçtikten sonra söz düzme denen olaya geçilir. Oğlan ve kız karşılıklı bir gün tayin ederek ve yanlarına ailelerini de alarak söz düzmeye gidilir. Her iki taraf da karşılıklı olarak birbirlerine giyim eşyaları ve altın takılar alırlar.. Söz düzme olayında, oğlan ve kızın her istediği alınır. Kızın beğendiklerini oğlan tarafı, oğlanın beğendiklerini de kız tarafı ödemektedir. Daha sonra, alınan takılar ve giyim eşyaları eve getirilir. Kızın eşyaları, kız evine gönderilmek üzere oğlan tarafına, oğlanın eşyaları da kız tarafına götürülür
NİŞAN
Karşılıklı olarak söz getirip götürmeler bittikten sonra, nişan denen başka bir geleneğe geçilir. Nişan olayında amaç ailelerin tanışmalarıdır. Mutlaka kız evinde yapılır. Bu tanışma merasimine her iki taraftan da akrabalar davet edilir. Oğlan ve kız beraberce beğenip aldıkları elbiseleri giyerler. Kız evine gelen misafirler, kadınlar, erkekler ve gençler olmak üzere üç guruba ayrılırlar.. Kız ve oğlanın yüzük takılacak parmakları kırmızı bir şeritle bağlanır. Şeridi genelde ailenin ileri gelenlerinden biri kesmektedir. Bu gelenekte de, makas, ilk seferde şeridi kesmez, bu makas kör kesmiyordenir. Makasın kesmediğini gören damat bahşiş olarak para verir. Sonuçta şerit kesilir. Devamında da her iki taraftan gelen akrabaların ellerini öperler. Bu arada, oğlan tarafı kıza, kız tarafı da oğlana çeşitli hediyeleri takarlar. En yakın akrabalar, genelde, altın takmaktadırlar. Bu olaya da takı takma denmektedir. Bu arada hatıra olarak fotoğraf ta çektirildiğini belirtmek gerekmektedir. Eskiden nişanlı kalma süresi çok uzun sürerdi. Maddi imkanların kısıtlı oluşu ve el emeği isteyen işlerin çok oluşu düğün hazırlıklarının uzun sürmesine neden oluyordu. Şimdilerde ise bu süre gittikçe kısalmaktadır.
Nişan ile düğün arasındaki zamanda, oğlan annesi sık sık gelini olacak olan kızı ziyaret eder. Bu gidip gelmeler esnasında, düğün hazırlıkları da konuşulur.
DÜĞÜN
Düğün zamanı yaklaştıkça herkesi bir heyecan sarar. Düğüne akrabalar ve dostlar davet edilir. Davet işlemi genç kızlar tarafından haneler tek tek dolaşılarak yapılır. Düğün, eski yıllarda, hem oğlan hem de kız evinde yapılmaktaydı. Düğünler Cuma akşamı başlar Cumartesi kına gecesi Kız evinde, gelin olacak kıza kınalar yakılır. Bu arada türküler de söylenir ve oyunlar oynanır. Kız evinde olan düğün daha kalabalık ve renkli olur. Gecenin ilerleyen saatlerine doğru oğlan tarafı damadı da beraberlerine alarak kız evine giderlerdi. Bu götürme işleminde, damadın en yakın ve samimi arkadaşları ona eşlik ederdi. Bazı kına gecelerinde davul –zurna da bulunurdu. Karşılıklı oyunlar oynanırdı. Pazar günü Gelin alma zamanı at yarışı olurdu. Gelin alma esnasında gelin evinden alınan yastık, yapılan at yarışında birinci gelen atlı tarafından damat evine götürülürdü. Yarışı kazanan atlı damadın verdiği bir şahsi eşyasını geline götürüp gelinden hediyesini alırdı. Söğüş getirme ise; Kahvelerde hazırlanan söğüş diye adlandırılan yardım zarfları veya paraların takıldığı, kimlerin yardım yaptığının tek tek yazıldığı zarfın bulunduğu pano, davul zurna veya ince çalgı eşliğinde oyunlarla düğün evine teslim edilirdi. Gelin alayı oğlan evine ilerlerken, damat adayı da hazırlıklarına başlar. Damat ilk önce bahçede tıraş olur. Damat tıraşı kasıtlı olarak uzun sürdürülür. Tıraş esnasında, damat ve arkadaşları oyunlar oynarlar. Yine bu arada, damada, ailesi ve arkadaşları takı takarlar. Bu takılar genellikle paradır. Tıraşın bitiminde damat arkadaşlarının eşliğinde giyinmeye alınır. Damat, burada arkadaşları tarafından giydirilir. Damadın bütün bu hazırlıkları bittikten sonra, artık beklemeye başlanılır. Damadın evine ulaşan gelin alayını, burada, büyük ve heyecanlı bir kalabalık bekler. Bilhassa kadınlar gelini görmek için sabırsızlanırlar. Kalabalığın arasından üç kişinin yan yana geçebileceği kadar bir koridor açılır. Gelini arabadan, damatla beraber yürütecek olan genç bayanlar indirir. Tercihen yeni evli bayanlar seçilmekte ve damadın akrabası olmasına dikkat edilmektedir. Bu arada, bir kişi damada giderek gelinin hazır olduğunu bildirir. Damat elindeki torbadan şeker ve para fırlatarak dışarıya çıkar. Koridordan ilerler. Gelinin bir koltuğuna girerek ilerlemeye başlar. Bu arada av silahları ile havaya birkaç el ateş edilir.Eşikten geçmeden gelinin eline bir ekmek verilir ve kapının üst eşiğine yağ sürer amaç ekmeği bol olsun ve yağ gibi geçimi olsun denir. Damat gelini odasına kadar götürür, bu esnada etraftan alkış sesleri duyulur. Damat gelini odasına çıkarır cam veya balkondan misafirlere el sallanır birkaç el silah atışı yapılır. Ucuna para bağlanmış mendil gelin ve damat tarafından düğüne gelen misafirlere doğru atılır. Mendili yakalayanın evlenme sırası geldiği söylenir. Damat babasının elini öper. Damat arkadaşları tarafından gezmeğe çıkarılır. Amaç sadece gezmek değildir. Çok güvendiği ve yakında evlenmiş olan bir arkadaşı ona eşlik etmekte ve bazı uyarılarda bulunmaktadır. Damat ve arkadaşı artık yalnız kalmak zorundadırlar. Yeni evli arkadaşı damada bazı önemli öğütlerde bulunur. Bu öğütler ise bir sır gibi saklanır. Düğün bitiminde damat evinde köy halkı ve misafirlere yemek ikramı yapılır.
Günümüzde okul bahçesi veya kız evinde kına gecesi ve akabinde Düğün salonlarında yapılan törenlerle düğünler yapılmağa başlanmıştır.
DÜĞÜN YEMEKLERİ
Düğünde genellikle koyun, keçi kesilir. Yemekleri ise, bu konuda uzmanlaşmış aşçılar yapmaktadır. Et yemeğinin dışında, çorba, kuru fasulye pilav,keşkek ve tatlı olarak da zerde yapılır.Özellikle, kuru fasulye ve keşkek pişirilirken kemikler de içine katıldığından çok lezzetli olmaktadır. Yemekler, köyün gençleri tarafından sofralar halinde misafirlere taşınır. Yemek yeme işlemi bittikten sonra, sofradan kimse kalkmaz. Yemekte bulunanlardan herhangi bir kişi sofra duası okur. Eller yukarı doğru açılır ve Allah'a, verdiği nimetlerden ötürü dua edilir. Dua bittikten sonra ise birkaç yudum yemek adetten sayılmaktadır. Yemek verme işlemi gün boyu devam etmektedir. Düğüne çağrılan kişiler genelde, ev eşyası ve para ve yiyecek yardımı yaparlar.
İMAM NİKAHI
Nikah, genelde köyün imamı tarafından kıyılır. İmam, cemaatle camiden damat evine gelir. Burada, cemaat ile yakın akrabalar da bulunur. İmam damada dini vecibeleri hatırlatır, bazı dini bilgileri sorar ve birlikte tekrarlayıp pekiştirilmesini sağlar. Sonra üç defa kızı isteyip istemediğini sorar.Damadın Evet demesini yeterli bulmayıp, net bir şekilde üç defa -istiyorum- demesini bekler. Geline de aynı soru sorulur, yalnız burada bir fark vardır. İmam, soru esnasında damadı gördüğü halde, gelini görememektedir. Son yıllarda bu konuda da yumuşamalar olduğu gözlenmektedir. Kızın rızası alındıktan sonra, nikaha, Mehr-i Müeccel (Boşanma veya ölüm halinde, kız tarafına verilmesi nikâhta kararlaştırılmış olan para) denilen bir mebla konulur. Resmi Nikah genellikle düğünden önce yapılır.
TOPRAKBASTI
Gelinin çeyiz sandığı gelinin yeğenlerinden birinin üzerine oturtulması ile rehin alınır, bir miktar bahşiş karşılığı sandık verilir. Damat eğer başka bir köydense, kısacası yabancıysa, -toprak bastı- denilen bir adet yaşatılır. Gelin almağa gelen grubun lideri, köyün gençleri tarafından karşılanır ve toprak bastı denilen bir miktar para istenir İstenilen rakam genelde, ilk başlarda çok yüksek tutulur ve pazarlık yapılır. Damat tarafı bu parayı vermediği takdirde, gelin verilmez. Zamanla bu konuda tatsız olaylar dahi yaşanmıştır. Bu adet her ne kadar yumuşamış dahi olsa hala devam etmektedir. Damattan alınan bahşiş, köy gençlerinin genellikle asker düğünlerinde kullanılır.
BÜYÜKGEZE
Düğünün sona ermesinden birkaç gün sonra, iki aile birbirlerine karşılıklı ziyaretlerde bulunurlar. İlk önce damat tarafı, kızın evine davet edilir. Yine bu gelenekte de en yakın akraba ve dostlar toplanır. Damat ve gelin kız evine ilk girenler arsında olurlar. Damat ve gelini, kız babası kapıda karşılar ve el öpme adeti burada da tekrarlanır. Bu arada gelin ve anne-babanın birbirlerine sarılarak ağladıkları görülür. Gelen taraf ev içlerine davet edilir. Burada hal-hatır sorulur. Kahveler içilir. Yine düğün yemeklerine benzer yemekler hazırlanır. Yemekten sonra, gitme vakti geldiğinde, küçük çocuklar tarafından, damadın ayakkabıları saklanır. Bahşiş karşılığında ayakkabılar getirilir. Böylece bu gelenek de sona ermiş olur.
KÜÇÜKGEZE
Büyük Geze nin bitiminden birkaç gün sonra, bu sefer kız evi kendi akrabalarını, damat evine getirir,yemekler yenir, sohbetler edilir.
AİLE İLİŞKİLERİ
Genelde, anne, baba, çocuklar, nine ve dede aynı evi paylaşmaktadırlar. Evde söz sahibi olan babadır. Evde büyüklere saygı ve hürmet gösterilir. Evin reisine karşı sonsuz bir güven vardır. Akrabalar arasında, evlilik, kesinlikle olmamaktadır. Bu kurala kesinlikle uyulur.İlk yıllarda Pomaklar,Boşnaklar Arnavutlar ve Hıdırlar sadece ve sadece kendi aralarında kız alıp vermelere izin verirlerdi.Son yıllarda bu değişmiş köyün içinden sonra köy dışından evlilikler de artmıştır. Akraba ziyaretleri de çok sıkıdır. Genelde, küçükler büyüklerin ziyaretine gitmektedirler. Akrabalar arasında sonsuz bir dayanışma vardır. Herhangi bir afetten sonra, ilk yardıma koşanlar yine kendi akrabaları olmaktadır.
BAYRAMLAŞMA
Bayramlaşma, köyün erkekleri, bayramın birinci günü, bayram namazını takiben cami çıkışında bayramlaşmaktadırlar. Camiden çıkan sıraya girer ve böylece büyük bir halka oluşturularak bayramlaşılır. Bayramlarda büyükler, akrabalar ve hastalar ziyaret edilir ve onların hal-hatırları sorulurdu. Bayram sabahı yemekten sonra, en yakın akrabalar ziyaret edilir, daha sonra uzak olanlara gidilir. Bayramda en çok sevinen ise çocuklardı. Çocuklar bütün köy hanelerini dolaşırlar ve bahşiş toplarlar. Eskiden bahşiş yerine mendil, şeker veriliyordu. Şimdilerde ise para verilmektedir. Daha günler öncesinden, bayram gelecek deyip bozuk para yaptırılır ve çocukların hakları ayrılırdı. Köyün akraba ve komşu olmayan kişileri ise yolda karşılaştıklarında bayramlaşırlardı.
İMECE ve HARMAN
Genelde hasat zamanlarında köylünün ürününü toplamasında birbirleriyle yardımlaşmaları çok güzel adetlerdendir Ürünü olgunlaşan köylü komşularının yardımı ile ürününü toplar harmana getirir. Akşamları mece lerde komsuların bir araya gelmesiyle türküler, maniler eşliğinde mısırlar soyulur, gündöndüler (ayçiceği) dövülür. Delikanlılar mısır mecelerinde sevgililerini bulur ,bakışır karşılıklı maniler ile birbirleriyle konuşur.
Evrenciktir köyümüz zemzem akar suyumuz
Sevip sevip ayrılmak yoktur öyle huyumuz
Aman aret derede nane ,seviyorum ayrılmam anne
X X
Bizim evin önünde patlıcan çubukları
Aret bizi istiyor amıca çocukları.
Saat 1 de gel yarim annem evde yok
Komşular duyarsa dedikodu çok.
X X
Şu tepenin arkası AEG fabrikası
Yare verdim sevdayı şimdi açık yakası
Doldur yarim testini Kazandereden
Annen seni evlendirsin aşka düşmeden.
Sabahın ilk ışıklarıyla gidilen buğday tarlalarında oraklar elde, herkes bir çıkın tutup, tutam tutam buğdayları demet, demetleri tokurcun haline getirirken günün nasıl geçtiğinin farkına varılmazdı. Günün yorgunluğu akşam mecelerindeki eğlencelerle türkülerle atılırdı.
HIDRELLEZ
Köylünün önemli geçim kaynaklarından biri de hayvancılıktı.Her evde üc-bej büyükbaş veya küçükbaş hayvan bulunurdu.Büyükbaş hayvanlar sığırtmaç denen sığır çobanları tarafından sabah köyden meralara götürülür akşam eve getirilirdi.Küçükbaş hayvanlar genelde sürü sahipleri veya tuttukları çobanlar tarafından meraya götürülürdü. Ortalama 100-150 baş hayvandan oluşan sürülerden köyümüzde 20- 25 adet olduğunu hatırlıyorum, bu da 3000-4000 adet hayvan demekti, köy için az sayılamayacak bir rakam oluşuyordu.Bu hayvanların otlaklara çıkması, kışın bittiği müjdesi doğanın yeşermesi çok büyük mutluluk kaynağı idi köylü için.Bunu kutlamak gelenek halini almıştı bu da hıdrellezdi.Genç kızlar hıdrellezden 1 gün önce evlerin kapılarını yeşil söğüt yaprakları ve yeni açmış olan erguvan(Leylak)larla süslerler.Şahsi eşyalarından küçük nesnelere gelin telleriyle kır çiçekleri bağlayıp bir çömlek içine doldurup, üzerini gül yaprakları kır çiçekleri ile süsleyip agzını kırmızı tülbent ile baglayıp gül ağacı altına koyarlar.
Ertesi sabah "Hıdrellez (Ederlez)"dir. Erkenden kalkar herkes. Açık bir alana çıkarak üstünü başını silkeler. Böylece kışın getirdiği hastalıkların atıldığına inanılmaktadır.Erkekler bayramlıklarını giyip çıkarlar.Genç kızlar giyinip süslenirler, genelde saçları pelik örerek harman yerlerinde toplanırlar.Gül ağacı altından alınan çömleğin başına toplanır herkez.Manici kızlar çıkardığını eşyayı herkesin görmesi için havaya kaldırarak sallar.Her eşya için ayrı bir mani okunur.
Pencereme bakarsın
Yüreğimi yakarsın
Beni almak istersen
Öküzleri satarsın.
Bir ay doğar geceden
Sular akar dereden
Sonumuz kavuşmaktır
Öyle yazmış yaradan.
Evrenciğin üstünde
Yanar kireç kuyular
Amcalar dünden razı
Karşı olan dayılar.
Orak biçerim orak
Ovaçeşme yanında
Olacak düğünümüz
Bu harmanın sonunda
Panayıra gel yarim
Salıncağımı salla
Bende gönlün var ise
Dünürcüleri yolla....
Kendi eşyasının çıkarıldığını görenler; can kulağıyla dinler söylenen dörtlüğü. Kendi kısmetini anlatacaktır çünkü o. Eşyasını küpe koyarken tuttuğu niyetin gerçekleşeceğine dair işaretler beklenir, mani sözlerinden.
Eşya ve mani sözlerinin tesadüfen eşleştiği kabul edildiği için, ilgili kişinin yakın geceğinden haber veren bir tür fal gibi görülür bu olay. Yalnızca neşe ve umut yüklü maniler söylendiğinden, daima umutla dolar gençlerin yüreği.Hıdrellez günü neşeli olmalıdır her şey.Manisi okunmuş eşya elden ele uzatılarak sahibine ulaşır. Sahibi bazen gizler kendisini bazen de özellikle açık eder. Kendisini izleyen sevgilisi ya da yakınlarına iletilecek dolaylı mesaj anlamında da gelecektir bu davranışları. Bu aynı zamanda; gençlerin duygularını ifade etme fırsatıdır çünkü.
Dere kenarlarına ve Kocakoru piknik alanına gidilir. Salıncaklar kurulur. Salıncaklara gidip sallanır gençler. Burada da genç aşıklar; birbirini sallayarak duygularını dışa vururlar Kuzu çevirmeleri yapılarak yenilir içilir, çocuklar güreştirilir, türlü oyunlar oynanırdı.
Kocapomak 2007 İstanbul
|
|
 |
|